by

Yeni Ev, Taşınma, Wabi Sabi ve Kanepenin Ayakları

“Tebdil-i Mekanda ferahlık vardır” derler. Çoğu kez bu sözün doğru olduğuna inansam da o mekana taşınma aşaması o kadar da kolay değil. Ya da benim gibi alışkanlıklarına bağlı, az biraz otistik karakterde olanlar için zor oluyor diyelim.

Epeydir şehirdeki kiralık evimizden şehirdeki kendi evimize geçmenin hayalini kuruyorduk, biliyorsunuzdur. Bu tabii ki bina merakından değildi. Durduk yerde kocaman bir eve dünyanın kirasını vermemek adınaydı. Zamanında yine şehirdeki evimizi satmış, o parayla kırsalda ev almıştık. Bizi çok mutlu eden bu evde yaz kış yaşamanın koşulları henüz oluşmadı maalesef. Oluşsa da bizim gibi uygarlığa alışmış kişilerin tüm yılı orman içinde geçirmesi zor oluyor. Hava birdenbire soğuyor, internet bağlantısı olmuyor, çakal sesleri, kuş sesleri, yeşillik, doğanın güzelliği ve yıldızların pırıltısı ne kadar insanı çekse de hasta olunca doktora ulaşmanın zorluğu, bir yakınınıza anında ulaşamamak, hasta olduklarında, ya da size ihtiyaçları olduğunda bir saate varan bir zamanda şehre ulaşmak problem olabiliyor. Dolayısıyla şehirde de bir evimiz olsun diye düşündük. Uzun zamandır ev aramamızın nedeni de yeni evlerin komik derecede küçük olması, düzgün evlerin ateş pahası olması, her şey tamam olduğunda da mutlaka canımızı sıkacak bir ayrıntıyı yakalamamız. Ama sonunda daha önce de altı yıl yaşadığımız Ataşehir’de gönlümüze göre bir ev bulduk ve tadilat aşamasından sonra taşındık.

“Taşındık.” dedim değil mi? Ama nasıl bir taşınma siz gelin bir de onu bana sorun. Daha önce bu taşınmalar üzerine bir yazı yazmıştım ben. Hayatım boyunca taşınmış olmamdan olsa gerek. İşte o yazıyı burada bulabilirsiniz.

Bu taşınmada kendimizi aştık bence. Çünkü büyük bir evi iki ayrı eve bölme dışında pek çok şeyi bağışladık, ya da attık. Artık Marie Kondo usulü yerleşme, Wabi Sabi felsefesi, minimalizm gibi konular çok popüler oldu biliyorsunuz. Hemen her mecrada bu konularla ilgili bir kitap, bir dizi, bir belgesele rast gelebiliyorsunuz. Ama benim gibi anı biriktirici insanlar için bu minimalizm , atma, satma işleri çok zor. Hala yıllardır bana yazılmış mektupları, notları, kartpostalları saklayan biri olarak bazı şeyleri elden çıkarmak içimden bir şeyleri koparıp atmak gibi. Bir de kitap ve makale gibi şeyleri de biriktiriyorsanız iki kat zor. Bu taşınmada yaptığım en fedakarca iş Eski Türk Edebiyatı makalelerimi gözden çıkarmak oldu. En az beş klasör dolusu makale. Tekrar akademik dünyaya dönmeyi düşünmesem de klasörleri elime alıp , tekrar geri koyduğum çok olmuştu. Şimdi konuyu şöyle açıklamaya çalışayım. Az uyuyan biri olarak gece üçte ya da dörtte birden bir konuyu merak edebiliyorum. Geçenlerde çok yorgundum, biraz erkence yattım. Sonra uykumu alıp kalktığımda saat ikiydi. Normal insan yatıp tekrar uyumaya çalışır. Ben ne yaptım ? Merdiveni alıp Perry Anderson’ın Lineages of the Absolutist State kitabını aramaya başladım. Kitapları tekrar yerleştirdiğimde önceki yerleri değişmişti çünkü. Yeni yerlerine alışana kadar böyle bir süreç geçireceğim gibi gözüküyor.

Her iki evde o kadar çok kap kacak birikmiş ki, resmen bir orduyu ağırlayabilirdim evlerde. Yazları misafirlerimiz oluyor diye, annem ve kardeşim de kendilerindeki fazla züccaciyeyi benim eve yığmışlar. Artık bu işe bir dur demek gerekiyor diye düşündük. Sanırım kırk kadar çay bardağı ve bir dolu tabak çanak vs’yi Atlas Derneğine götürdük. Üniversiteli çocuklar tarafından çok talep ediliyormuş mutfak eşyası zaten. Fazla dolaplar, şifonyerler filan da verildi. Döküntünün bir kısmı Saklıköy’e gitti ama baharda orası da elden geçip, ikinci bir ayıklama yapılacak.

Bu evimizde minik bir kiler var. Benim el işi ıvır zıvırımın çoğu orada duruyor. Kutuların içinde tabii. Kabak boyamam, kozalakdan peri kızı yapmam, kışın yüzlerce atkı, bere ve patik örmem şart çünkü. Aniden uzun ayaklı, yarısı çiçekli, yarısı düz kumaştan tavşan yapmak isteyebilirim. Ya da çekik gözlü bir Çinli. Evi işini, okumayı, yazmayı, her şeyi bırakıp Tayland taraflarından uzun boyunlu Karen kabilesi kadını yapmak istediğimde ne olacak peki ? Boyalarım, aksesuarlarım nerede duracak ? Böyle bir yaşam tarzı minimalizmi ne kadar kaldırır ?

Yine de dolaplara, kutulara giyecekleri Marie Kondo usulü yerleştirmeye çalıştım. Aslında bunu da sevmiyorum. Öyle kıvırıp koyuyorum, sonra giyeceğim zaman rahatsız olup ikinci kez ütülüyorum. Extra iş. Pek çok şeyi tülemeden giyenler var. ben maalesef onlardan değilim. Giysilerin düzgün bir biçimde çekmecelerde ya da dolaplarda uyuması tercihim 🙂

Her yeni eve taşındığımda çevre ya da ev bana hep yabancı gelir. Evlendiğimde uzun süre yadırgamıştım evi. Şimdi de Saklıköy’deki evde daha rahat ve huzurlu hissettiğimi düşünüyorum. Bu evde çok şeker bir balkon var. Ona yaptırdığımız oturma yerlerine Hüsam yastıklar dikti. Öğleden sonraları orada oturup kitap okuyorum. Yakında bir çam, bir selvi bir de koskocaman palmiye ağacı var. Üzerlerine çeşitli kuşlar geliyor. Bahçe çok geniş ve kedi dolu, hepsi de kendilerini sevdiriyorlar. Yakında çok büyük bir park açılacakmış. Hemen karşımıza. Bisiklet, yürüme yolları, kafeler filan olacakmış. Alışveriş merkezleri, hastaneler , okulla pek çok şey var etrafta. Farklı lokantaları denemeye çalışıyoruz. Yürüyüşe çıkıyoruz. Evim kız kardeşime yakın olması da ayrı bir avantaj. Mutfakta succulentlerimi koyacağım raflar da var. Etrafta yeşillik seviyorum. Şu sıralar okuduğum Wabi Sabi isimli kitapta ( Beth Kempton ) doğayla yaşamanın önemi vurgulanıyor.Alanların yaşamak ve kullanılmak için oluşturulması gereğinden söz ediliyor. Çocukluğumuzdaki misafir odalarını anımsıyor musunuz ben yaştakiler ? Sadece misafir geldiğinde açılan o yüzden genellikle evin en soğuk odası olan odaları ?

Evimizin bizi yansıtması gereğini de anlatmış Beth Kempton. Öte yandan değer verdiğimiz her şeyi göstermek, boş bulduğumuz her alanı doldurmak zorunda da değiliz diyor. Bunu anlatırken ” İlk tanışmada bütün hayatımızı anlatmak ya da sohbet durağanlaştığında gereksiz konular açmak zorunda değiliz.” demiş. Benim sorunlarımdan biri de sanırım değer verdiğim çok fazla şeyin olması. Yine de hepsini sergilemem adına büyük adım attığımı söyleyebiliriz. bana göre tabii. Kız kardeşime göre ise hala evimizin her yerinden bir şeyler sarkıyor.

Bu taşınma biraz sağlığımın bozulmasına, vücut dengemin sarsılmasına da yol açtı. Ağır taşıdığımdan belim ve boynum etkilendi. Tansiyonum oynadı ve epey bir doktor ziyareti yaptım. Daha yeni yeni kendime gelebiliyorum, tabii her şey kontrol manyağı olmaktan ve tez canlılıktan. Ben yapayım, başkası yapamaz, hemen olsun telaşından. Bir de taşınırken nasıl olduysa kanepenin ayakları kayboldu. Artık gelmeyen de bir ürünmüş, Koreliler gibi yerde oturmak zorunda kalacaktık, internetten araştırma yapmak aklıma gelmeseydi. Elindeki eşyayı elden çıkarmak isteyen birinden aynısını bulduk, ayakları kullanıp üstünü yine bağışladık. İnternet acayip bir şey ya ! insanların her şeye ulaşmasını nasıl da kolaylaştırdı. Tabii Big Brother is watching you durumlarını da unutmamak gerek. Aramızda ne konuşsak anında o konuyla ilgili reklamlar yağmaya başlıyor. Ürkütücü olmaya başladı. Neyse ne diyorduk, tez canlılık ve koşuşturmaktan söz ediyorduk. Kitabım diyor ki Günlük yaşamda güzellikleri bulmalısınız, bunu da yavaşlayıp , hoşlandığınız şeyleri yaparak gerçekleştirebilirsiniz. ” Çiçek sulayabiliriz, kek pişirebiliriz, gün doğumunu izleyebiliriz, yıldızları sayabiliriz, bir şiir okuyabiliriz, yürüyüşe çıkabiliriz… Bir şeyler yapabiliriz. bakış açınızı değiştirirseniz, ev işlerini bile bir meditasyona dönüşebilir.” Anı farkındalıkla yaşamamız gerekiyor sanırım ve sevdiğimiz şeyleri bizi mutlu edecek şeyleri tutup, diğerlerini yaşamımızdan çıkararak. Ve her anın da bir daha aynı biçimde tekrarlanmayacağını bilerek. Japonlar buna İchigo İchie diyorlar.” Bu buluşma , sadece bu zaman.” Yaşanan bir anın . bir daha asla tekrarlanmayacağı için değerli olduğunu vurgulamak adına. Umarım yeni evimizde bu anları hep farkındalıkla yaşarız.

4 Comments


  1. // Reply

    Güle güle oturun yeni evinizde Nilgün’cüğüm. Mutlu, huzurlu ve neşeli günleriniz olsun yeni evde. Kendine dikkat et ve kolay gelsin. Taşınma aslında bir yıl kadar sürer. Sevgiyle


    1. // Reply

      Teşekkürler Zeynepcim. Dediğin gibi hala uğraşıyoruz.


  2. // Reply

    Ne kadar uzun zaman olmuş senin su gibi akan yazılarını okumayalı… Bende 30 yıldan sonra taşınıp herşeyi kendim halletmek isteyince atipik Romatiod Artrid oldum. 7 aydır tedavi görüyorum.. huzurlu olayım derken farkına varmadan fazla efor sarfediyor insan.., yeni evinde sevdiklerinle beraber, keyifli, sağlıklı, huzurlu günler dilerim
    Sevgiler


    1. // Reply

      Teşekkür ederiz Ferhancım. Sana da geçmiş olsun. Bunlar hep yaptığımız işe tüm gücümüzü harcama, yapabileceğimizin en iyisini yapma, biraz da mükemmeliyetçilik saplantısından oluyor. Ama giden sağlığın geri gelmesi zor oluyor, bazen de hiç gelmiyor, şu olduğu kadar felsefesine bir alışsak , sorun kalmayacak, sevgiler.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *