by

Bıyıklı Akif Çamaşır Suyu ve OCD

 

Herkesin bir saplantısı var. Ama bazıları sanırım daha saplantılı, resmen OCD’si var bunun diyebileceğimiz ölçüde olanlar var. ( OCD Obsessive compulsive disorder, namı diğer saplantılı zorlanımlı rahatsızlık. ) Biz bu bilimsel terimleri güzel çeviremiyoruz bana kalırsa.Biz tabii eskiden OCD filan bilmezdik, bazıları temizlik hastası, titizin önde gideni, takıntılı, kafayı yemiş  bu yahu filan diye açıklardı bu kaygı bozukluğunu. İlla temizlik olması gerekmez, kalkıp eğri duran tabloyu düzeltir bazısı, ya da benim gibi evden çıkmadan önce bin kere havagazını, elektriği kapatmış mıydım, kedi dolaba girmiş olmasın, yine nerede oturuyor bakmış mıydım ? Ütünün fişini çekmiş miydim? diye dolananlar da var. Zamanında Interbank Şişli Şubeden Sahrayı Cedit’e ocağın altını açık unutmuş muyum diye geri döndüğümü bilirim. Ve evet açık kalmıştı.  Hoş ben aynı anda bir kaç iş yapma meraklısı olduğumdan, çoğu kez işten kalkıp eve gittiğimde, ya da sokağın köşesinden geri döndüğümde ütüyü gerçekten prizde buluyorum. Ya da çaydanlık kaynamaktan yanmış bulunuyor. Şimdiye kadar kaç çaydanlık yaktığımı ne siz sorun ne de ben söyleyeyim.

Son zamanlarda bir dizi seyrediyorum orada bir kız var. Başkasının evine misafirliğe gidiyor iki üç günlüğüne. Evdeki tüm dolapları, çekmeceleri filan yerleştiriyor, buzdolabı dahil olmak üzere. Açıkcası o düzeni gördükten sonra bana da böyle bir tip lazım, gelsin, ben de kalsın, dolapları filan aynen böyle mum gibi yapsın diye düşünmedim değil. Bir başka dizide de ayrı  dört renk havluyu böyle sıra sıra dizmişti OCD’li bir yazar adam. Aman o dolaplardaki düzeni ne hoşuma gitmişti  anlatamam. Gerçi adamcağız küçükken başına gelenler yüzünden yatağında uyuyamıyor küvette yatıyordu ama olsun dolaplar şahaneydi.

Screen Shot 2015-06-17 at 19.33.57

bath
It’s OK That’s Love’da Jo In Sung.

Annem de çok titizdir. Saplantılı diyemeyiz, ama elinde Vim babamın mezar taşını ovmaya gittiği bir günü anımsarım. Benim en sinir olduğum tatil günleri sabahın köründe elektrik süpürgesi çalıştırıp, ” Kalkın artık öğlen olacak!” diye perdeleri açtığı günler olmuştur. Bu cümleyi kurduğunda ise saat taş çatlasa sekiz filandır. Zaten hep sabahçı olduğumdan, haftasonları bari biraz geç kalkayım derdinde olurdum. Annem bir tatile çıkmadan önce elinde klorak tuvaletleri temizlerdi. “Onbeş gün yokuz, ne temizliği bu?”  diye sorduğumda ise, “Yolda kaza filan geçirir ölürüz, eve gelenler ne pasaklı bir kadınmış bu evi bk götürüyor derler sonra” derdi. Ben ölüp gittikten sonra evimin temizliği ile beni övüyor olmalarının ne anlam taşıdığını düşünür düşünür sinir olurdum. Bu klorak da nedir diyenlere bizim çocukluğumuzda İzmir dolaylarında satılan çamaşır suyu olduğunu söyleyeyim. Şimdi bunu yazınca Aziz Nesin’in bir öyküsünde geçen Bıyıklı Akif Çamaşır suyu da geldi aklıma. Ben onu anımsamıyorum, ama öyküde ne komik bir biçimde yer aldığı aklımda kalmış.

akif

Şimdi bu iş habire el yıkamak, dış mekanda , hatta iç mekanlarda kapı kolları vs tutamamak, peçeteyle tutup sonra o peçeteyi nereye atacağını bilememek, dışarıda, ya da başkasının evinde tuvalete giremeyip akşama kadar çişini tutmak filan düzeylerine gelince gerçekten can sıkıcı oluyor. Bazıları da kapıları dirsekleriyle açarlar. Bizim habire ellerini yıkayan bir tanıdık vardı, gelen su parası yüzünden maaşı yetmiyordu resmen. Elmaları sabunlayıp, ütü tahtalarının üzerine extra çarşaflar serenler, sonra o çarşaflar da pislenir diye bir başka bez örtenler filan var.

Şimdi bunları anlatırken aklıma As Good As It Gets’teki Jack Nicholson geldi. Çizgilere basmadan yürüme obsesyonu vardı ve köpeği de onunla birlikte zıplıyordu hani. Tabii bu her adımda çizginin belli bir yerine basma şeklinde de tezahür edebilirdi. Ya da var olmayan hayali çizgilere basmama durumu da olabilirdi. Yoldaki çizgileri ya da başka şeyleri sayma da bir tür takıntı sanırım. Bir yerde fayansları sayma hastalığı olduğunu söyleyen bir kadın anımsıyorum. Aynı kadın plakaları, tabelaları okuduğunu, TV’de ekranın kenarında bulunan yazıları da defalarca okuduğunu belirtiyordu. Hatta zavallı halının desenlerini bile sayıyormuş, ne sinir bozucu bir durum! Bir başkası da kelimelerdeki harfleri sayıyormuş. Bunu duyunca resmen şükrettim. O kadar kitap okuyorum, bir de harfleri saymaya kalksaydım, hayatım kaymıştı resmen. Şu aşağıdaki  video Jack Nicholson’ın sayma ile ilgili takıntısıyla başlıyor :

 

 

OCD’nin ünlülerine gelince pek çok. Bunlardan bir tanesi Nikola Tesla. Delilik ve dahilik arasında gidip gelen bir kişilik, her büyük insan gibi. Mikroplardan korkuyor ve 3 sayısına takılmış durumda. Bir eve girmeden önce üç kez etrafında dönüyor örneğin. Yuvarlak objelerden korkuyor, kadın küpeleri mücevherleri gibi. Ama başladığı işi bitirme takıntısı da vardı.

Bir başka takıntılı ünlü Martin Luther’di. Erkek kardeşlerine karşı önleyemediği  şehvet, nefret, kıskançlık duygularıyla doluydu. Hayali görüntüler de sorunuydu.   Howard Hughes ise OCD’si olan . Aletleri eşyaları yeniden inşa ediyordu. Bir gün rahat edemediğinden oteldeki yatağını söküp yeniden yapmıştı. geçirdiği uçak kazasından sonra durumu daha da kötüleşti.

OCD’nin korkularından bazıları oldukça ilginç. Örneğin evli bir kadın, kocasından başka birisiyle cinsel ilişkiye gireceği takıntısı yaşıyormuş ve bundan kurtulmak için anahtarı yalnızca kocasında olan bir bekaret kemeri yaptırtmış. Pedofil, gay olmaktan korkan, Tanrı , azizler ve dini figürlerle sex düşünceleri olan kişiler de var. Evde çöp biriktiren o kişiler de saplantılı takıntılı kişiler. Hani arada çöp ev boşaltıldı filan diye haberler çıkıyor ya!

ocd

Belli bir renk ya da sayının kötü ya da iyi şans getireceği takıntısı olanlar,belli günlerin uğurlu ya da uğursuz olduğunu düşünenler,ailesini ya da sevdiklerini zehirleyebileceğini düşünüp yemek yapmaktan kaçınanlar,hızla giden bir tren ya da arabanın önüne atlayacağından korkanlar,masum insanları öldürebileceği korkusu gibi düşünceler de kaygı hastalığının içine giriyor. Aslında insanın bir durup benimki düzen mi yoksa takıntı mı diye düşünmesi gerekiyor. Ayakkabılarının içine her kalıp koyan, ya da eğri duran tabloyu kalkıp düzelten her kişi OCD’a sahip değil. Biraz düzenli, temiz, titiz olmuş olabilir. Ama işin şeyini çıkarmaya başlamışsanız, muhtemelen etraftan ” Bi dur Allahaşkına !” diyen sevenleriniz olacaktır. Sanırım hepimizde az biraz bu takıntılardan var. Ama bendeki sanırım şu :

catdis

 

2 Comments


  1. // Reply

    Sevgili Nilgün,
    Yazlıkta bu gün yağmurlu serin bir gün, erkenden internete geçtim…
    Yağmuru seven diğer bir kadın olarak , gülümseyerek yazını okudum… Kimde bir nebze ocd you ki…

    Klorak ise beni yıllar öncesi İzmir’e , evimize götürdü..Aynen senin Annendeki gibe temizlik tutkusu vardı
    benin Annemin de … Hatta ekonomik olsun diye açıkta litreyle de alırdı klorakı… Hala o koku burnumdadır sanki… Ancak itiraf etmem lazım ki çamaşırlarının beyazlığına hiç bir zaman ulaşamamışımdır.

    Kalemine kuvvet….
    Sevgilerimle,
    Tülay


    1. // Reply

      Evet çok keskin bir kokusu vardı, ben de unutmadım o kokuyu. O zamanlar tuvaletler filan da taş, ağartmak için birebirdi sanki. Şimdi iki fısfısla hallediyoruz, ama eskisi gibi bembeyaz, tertemiz oluyor mu tartışılır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *