by

Gerçekten koşmasaydı yazamayacak mıydı ?

 

Haruki Murakami
Haruki Murakami

 

“Koşarken aklıma gelen düşünceler gökyüzündeki bulutlara benzer. Farklı şekillerde, farklı büyüklüklerde bulutlar.” der Murakami maraton koşma ve yazma serüvenini iç içe yazdığı “Koşmasaydım Yazamazdım” kitabında. Yazabilmek için hayatını baştan sona radikal bir biçimde değiştirmiştir Murakami, çok da iyi yapmıştır. Yoksa bu kadar iyi bir yazarı okumaktan mahrum kalacaktık biz sevenleri.

Ben bir yazarı sevdim mi, onun bütün kitaplarını sıradan geçiren takımındanımdır. Murakami’ye İmkansızın Şarkısı ile başladım, sonra Sahilde Kafka, Zemberekkuşunun Güncesi, Yaban Koyununun İzinde, IQ84 ve diğerleriyle devam ettim. Okurken müthiş zevk aldığım bir yazar. Eğer sizin için romanın sürecinden çok sonu önemliyse, biraz hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Ayrıntıyı seven, bilgiden hoşlanan, hayal gücünün gücüne inanan biriyseniz Murakami’yi seveceksiniz demektir.

Bir bar işletirken ve çoğunlukla gün ağarırken yatağa girebiliyorken, yirmili yaşlarının sonunda yani otuzuna çok yaklaşmışken ” Evet, ben roman yazayım.” diye geçirir aklından. Rüzgarın Şarkısını Dinle yazdığı ilk romanıdır. Günde üç paket sigara içiyordur ve oturarak yazmak şişmanlamasına yol açmıştır. Hayatını uzun yıllar roman yazarı olarak geçirmek istemesi hayatını düzene sokmasını gerektirir. Barı kapatır, sigarayı bırakır, eşiyle birlikte bir taşra kasabasına taşınır ve koşmaya başlar. Artık erken yatıp erken kalkıyor, yalnızca görüşmek istediği insanlarla görüşüyor, roman yazmaya odaklandığı sakin bir yaşam sürdürüyordur. Her gün koşan Murakami, öyle böyle değil sonunda bir maraton koşucusu olmuştur. Yazarlığı da uzun soluklu olarak paralel bir biçimde sürer gider. “Kendisine bir roman yazarı olarak en önemli nitelik nedir ? ” diye sorduklarında  ” Deha” diye yanıtlar. ” Bir insan edebiyat dehasına sahip değilse, ne kadar tutkuyla çabalarsa çabalasın roman yazarı olamaz.” Bu bir ön koşuldur. Altınızdaki arabanın yakıtıdır ona göre. İkinci önemli konu ise odaklanma gücüdür. ” Sahip olduğunuz sınırlı dehayı gerekli bir noktaya odaklayarak, ortaya serme yeteneği ” Üçüncü olarak da sürdürebilme gücü. İlk ön koşul varsa diğer ikisi antreman yoluyla sonradan edinilebilir Murakami’ye göre. Bu her gün jogging yoluyla kasların güçlendirilmesi ve koşucu olarak vücut yapısının ortaya çıkarılmasıyla aynı eylemdir. Murakami “Roman yazmaya dair birçok şeyi yollarda, sabahın erken saatlerinde koşmak sayesinde öğrendim.”der. “Eğer roman yazarı olduğumda kesin bir kararla uzun mesafe koşmaya başlamamış olsaydım, yazdığım eserler şu an olduğundan, en azından azımsanamayacak ölçüde, farklı şeyler haline gelirdi sanırım.” diye ekler. Ama somut olarak ne şekilde farklılaşacağı hakkında bir fikir sahibi değildir.

Murakami okurken sahne gözünüzün önünde gayet belirgin canlanır. Çünkü markalar, albüm isimleri, yer isimleri her şey açık seçik verilmiştir. Dolayısıyla daha çok bilgili ve ayrıntıya meraklı kişilere, ya da okuduğu zaman öğrenme hevesinde olan kişilere hitap eder. Kahramanları araba kullanırken Schubert’i D Majör sonatını dinler, çalış şekli en derli toplu olan hakkında tartışır, Brendel ve Ashkenazy adlarını duyarsınız. Kahramanlar mutfaktan bira değil, iki soğuk Heineken alırlar, Frank Sinatra’dan Dream ya da Little Girl gibi eski şarkılar dinlerler, Thomas Mann’ın Büyülü Dağ’ını okurlar. Truffaut filmlerini tartışırlar. Yani ne yediklerini, içtiklerini, okuduklarını, giydiklerini, hangi marka arabaya bindiklerini çoğunlukla bilirsiniz.

Hemen her romanında mutlaka bir kedi vardır. Ürpertici ve gizemli bir biçimde hem de. Kedilerle konuşan Nakata, Sahilde Kafka’nın en ilginç karakterlerindendir. Hayatta öğrendiklerinin çoğunu kedilerden öğrenmiştir.  Murakami’nin romanlarında pek çok gerçeküstü ögeye rastlarız. Bazen gökten sardalye ve istavrit yağar, bazen rüya okuyan kahramanlar vardır, kedileri öldürüp ruhlarını toplayarak onlardan kaval yapan bir karaktere bile rastlayabilirsiniz. Japon savaş esirlerinden, deri yüzücü KGB ajanı Boris’e tüyler ürpertici tipler de vardır. Çok ayrıntılı bir olay örgüsü ile geliştirdiği öyküyü izlemeye bayılırsınız. Hiç bir şey boşa söylenmemiştir, bir kaç bölüm sonra her bir ayrıntının başka bir yere bağlanacağını bilir, sabırsızlıkla beklersiniz. Üstelik bu bağlantılar çok da tahmin edilecek cinsten değildir, bir şeyin gelmekte olduğunu sezer ve gülümsersiniz gizliden.

Eserlerindeki karakterleri öyle bir anlatır ki, gözünüzün önüne  capcanlı geliverirler. Kadın ve erkek karakterleri , onun ayrıntılı ve renkli anlatımıyla daha da severiz, ya da nefret ederiz. karakterleri pek çok yönüyle tanırız, yine de hemen hemen hepsi ne yapacağı önceden belli olmayan sürpriz eylemler de bulunurlar.

Her eserinde farklı bir yazara göndermede bulunması da çok okuyanlar için ayrı bir sevinç kaynağıdır. O şifreleri çözmek ve bunun tadına varmak. Çok geniş bir müzik yelpazesi, okuma listesi, giysiden içkiye, arabadan, filme ayrıntılarıyla bildiği alanları yansıtır. Ama bence tüm bunları o geniş hayal gücü ile yoğurması dehasının bir göstergesidir. Son zamanlarda durmaksızın Nobel’e aday gösteriliyor, ama henüz alamadı. Şu sıralar okuyucularının sorularını yanıtladığı bir mecra da var. O site şimdilik Japonca bilenlere hitap etse de, Guardian, “Japonya’nın süper starı Murakami, bir kadınla flört eder gibi okurlarına cevap yazıyor” diyerek siteye dikkat çekti bile.

Murakami koşmayı bırakmaya niyetli değil. Çevresindeki insanlar ” Murakami Bey, yavaş yavaş koşmayı bıraksan iyi olmaz mı ? Artık yaşın da geldi.” diye uyarsalar da tüm bunlara aldırış etmeden koşmayı sürdürürüm herhalde.” diyor . “Zaten birileri rica etti diye koşup duruyor değilim ya. Birileri roman yazarı ol , dedi diye roman yazmaya başlamamış olduğum gibi. Bir gün aniden kendi isteğimle roman yazmaya başladım. Sonra bir gün aniden kendi isteğimle yollarda koşmaya başladım. Hiç bir şeye bağlı kalmaksızın, yalnızca istediğimi kendi yapmak istediğim şekilde yaptım. İsterse insanlar beni durdurmaya kalksın, kötü eleştiriler yapsın; kendi tarzımı değiştirmedim. Böyle bir insanın başkaları istedi diye kendini değiştirmesi mümkün olabilir mi ? ” Umarım Murakami istediği gibi koşar, koşarken de yazar. Dünyada onun gibi insanlar olması bana umut veriyor çünkü.

murakami

 

1 Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *