Nilgun Gunaydin

by

Bu yaz nasıl geçti ve Gizemli Ferrante

Son paylaşımımı yapalı yine epey zaman olmuş. Bu cümleyi her yazdığımda bundan sonra daha sık ve kısa yazacağım diye başka bir cümle daha kuruyorum ve bunu da beceremiyorum. O yüzden bu ikinci cümleyi yazmamaya başlayayım bari. Kısaca neler oldu bu sürede diye özetleyecek olursam ; koca bir yaz geçti. misafirlerim geldi, bahçede bu yıl İngiltere’den

by

Okurken Öğrenilenler

Bu aralar yazdığım gezi yazılarına bir ara verip, başka konularda yazayım istedim. Aslında hala Londra gezisinden kalan bir bölüm ve günübirlik yaptığımız Mudanya gezisi notlarım var. Ama onları başka bir zamana bırakıyorum. Bugün bunu yazmak istedim. Okumak zaten başlı başına bir öğrenme süreci. Başka bir dünyaya kaçtığınızda hele de çok zevk alarak okuyorsanız, dünyayı öğreniyorsunuz.

by

Kew Gardens, Kraliyet Botanik Bahçeleri

Benim gibi çiçek, böcek severlerin, doğada zaman geçirmekten hoşlananların mutlaka gitmesi gereken bir yer Kew Gardens. Gezmek için en az bir gün ayrılmalı, çünkü gezilecek çok yer var. Giriş ücretli, 16 pound kadar, ama verdiğiniz paraya değiyor. Zaten içinde sadece bitkiler, çiçekler, ağaçlar değil, galeriler, tarihi saray binaları, pek çok kafe, sergiler, bölümlere ayrılmış seralar,

by

Postman's Park'ın Kahramanları, Londra Şehir Müzesi ve Barbican Limonluğu

Bugün de bu üç yerin fotoğraflarını paylaşıp, anlatmaya karar verdim. Postman’s Park, St Paul’s Katedral’e yakın bir park. 1900’lerde burada kendilerini başkaları için kahramanca feda edenlere adanan bir yer oluşturulmuş. George Frederic Watts’ın ” Memorial to Heroic Self – Sacrifice” anıtında 54 anma tableti var. En erken tarih bir pandomim sanatçısı Sarah Smith’e ait. 1863

by

Çocuklar ve Londra ve çiçek ve börtü ve böcek

Nisan sonu Mayıs başı bir haftalığına Londra’ya gittik. Esas amaç çocukları görmekti. Daha önce gittiğimiz gibi turistik gezi kapsamında değildi. Ama benim gibi Kova burcu Deryacığım sağolsun, bize çok güzel bir program hazırlamış. Daha önceki gezilerimizde görmediğimiz ve ilgi alanımıza giren pek çok güzel yeri gördük. Çocuklarımıza doyamadık tabii, ama güzel mi güzel bir hafta

by

Ortaya Karışık

Bu aralar yine bu blogu boşladım biliyorum. Böyle olduğunda bir pişmanlık, bir iç huzursuzluğu değmeyin gitsin. O kadar da para veriyorum, bari iki satır bir şey yazayım düşünceleri zıplayıp duruyor kafamın içinde. Üstelik söyleyeceğim söz de yok değil, sadece başka işlerle meşguliyetten yazamamam. O zaman oturup nelerle uğraşıyorum onu yazayım bari dedim kendi kendime. Hani

by

Doğum Günümün Düşündürdükleri

Bu ay yine doğum günümü kutladım. Belli bir yaştan sonra doğum günü kutlayınca kutlanan yaşın akla gelmemesi imkansız. Ama ben “Yaş sadece bir rakamdan ibarettir.” diyerek, bu konuda fazla kafa yormamayı tercih ediyorum. Size tavsiyem, siz de öyle yapın. Ben her yaşta her şeyi yapan, yaşa başa takılmayan bir aileden geldiğim için, “Şu kadar yaşa

by

20. Yüzyıl Kadınının 21. Yüzyıl'da Okuma Serüveni

Ben kitapları kitapçıdan seçip okumayı seviyorum. E-Kitaplardan da çok hoşlandığım söylenemez. Kitabın kokusu, sayfaların hışırtısı geyiği benim de sık sık söz ettiklerimden. Hatta 3000’i aşan kitaplarımın kitaplıkta üçerli sıra halinde durduğundan, bir kısmının Gebze’deki evde olduğundan filan hep bahsetmişimdir. Mortocu olduğum için, ölenlerin kitaplarını da topluyorum, bu da başka bir yazı konusuydu sanırım. Şimdi hepinizin

by

Budapeşte Gezisi / Son Bölüm

Peşte’nin eski ve tarihi bir garı var. Keleti Tren İstasyonunu gezmek ve fotoğraflamak için sabah yola çıktık. İstasyon Gyula Rochlitz ve Janos Feketehazy  tarafından tasarlanmış ve 1881-1884 yılları arasında inşa edilmiş. Binanın ön yüzündeki iki heykel James Watt ve George  Stephenson’a ait. Bilindiği gibi James Watt Buhar makinesinin,  George Stephenson ise ilk Buharlı lokomotifin mucidi.   Binanın

by

Budapeşte Gezisi / İkinci Bölüm

Sabah erkenden uyandık. Ne de olsa Türkiye iki saat önde, bizim için geç bile sayılır. Banyo yaparken suyun ne kadar klorsuz olduğunu fark ettim. Türkiye’de saçlarımı kremlemesem keçe gibi olur, burada yalnızca şampuanla yumuşacık oluyor. Zaten içilebiliyor da. Yapılan bir araştırmada musluk suyunun beş ayrı şişe suyundan daha kaliteli olduğu anlaşılmış. Su demişken tabii şişe