by

Kastamonu Gezisi / İkinci Gün Öğleye kadar

Sabahları kahvaltıda soğuk meze sevmiyorum. Aslında brunchlardan da pek hoşlanmam. Ne idüğü belirsiz öğünler hoşuma gitmez. Kahvaltı dediğin çayla, ekmek, peynir simitle olur. Zeytinyağlı fasulye, kısırla, köfte, salatayla kahvaltı edildiği nerede görülmüş ? İskoçya gezimizde kaldığımız mekanda Tayvanlı kadın tropik meyve, balık veriyordu. Muhtemelen kendi yurttaşları pirinç de yiyorlardı, ama çorba, pilav, balık benim harcım değil. Şimdi aklıma geldi, kahvaltı ile ilgili bir yazım da olacaktı işte şurada. 

Bu kadar lafı niye ettim, çünkü kaldığımız otelde bir dolu meze olmasına rağmen , son gün gelen bir Japon (?) hariç o mezelerden yiyeni görmedim. Dökülmüyorlardır inşallah, israf , yazık acırım.O Japon da tabağına zeytinyağlı fasulye doldurmuştu. Hoş adamı konuşurken duymadım ama Japon olduğuna yüzde 95 eminim. Artık Uzak Doğuluların yüzlerine bakınca hangi milletten olduklarını anlayabiliyorum.

Kahvaltıdan sonra doğruca Mimar Vedat Tek Kültür ve Sanat Merkezine gittik. Saat 10’a çeyrek vardı. Meğer 10’da açılıyormuş. Ortalıkta bir kedi dolaşıyordu. Akşamdan kalan hindi etleri yanımızdaydı. Onları verdik yedi afiyetle. Biz de o esnada bahçe ve binaların fotoğraflarını çektik dışardan. Sıra sıra müzeler açılınca da birer birer gezdik hepsini.

Şu üstteki fotoğrafların üzerinde girişe konulmuş aslan heykeli var. Allahım yıllar önce ne aslanlar yapmış insanlar, bu kadar mı yeteneksiz olunur bilemiyorum ki, nedir o ?

Şimdi efendim bu merkez değişik bir kaç müzeyi içinde barındırıyor. Şapka Müzesi, Cumhuriyet Evi, Dantel Müzesi, Oyuncak Bebek Müzesi gibi. Eğer ziyaretçi yoksa müze kapıları kapalı duruyor. Gezecekseniz bir görevli peydah olup, size kapıyı açıyor. Biz gittiğimizde bir TV için çekim yapan bir grup, düğün çekimi yapan bir gelin damat çift ile fotoğrafçıları ve bizim gibi gezmeye gelmiş bir iki kişi vardı. Önce şapka müzesinden başladık.

Bilindiği gibi Atatürk ilk şapkayı Kastamonu’da giymiş. O yüzden burada bir şapka müzesi var. Demirel’in ünlü şapkalarından biri ile Ecevit’in kasketlerinden biri de vardı. Boşa konuşmayayım çektiğim fotoğrafları koyayım bir fikir edinmeniz için.

 

Daha sonra çeşitli dantellerin olduğu Dantel Müzesini gezdik. Bu dantel işi kolay iş değildir. Bir kere gözünüzün sağlam olması gerekir. ben örneğin tığı düzgün tutmuyormuşum. Aslen solak olup, annem tarafından sağa döndürülmüş olduğumdan olabilir. Geri şimdi Eski Türkçe yazarken sol , normal yazarken sağ kullanabiliyorum. Ya da sol kullanırken çok zorlanmıyorum ama yünle tığ işi yapsam da ince iplikle tığ işi yapabilecek durumda değilim. Annem yapabilir mesela. Benim çeyizimde de epeyce dantel vardı. Şimdi aslında az zorlasam kendimi yapamayacak değilim. Perde kenarı dantellere, ya da elbise yakasının dantelden oluşmasına bayılırım. Bir güzellik o da sonuçta. Hoşuma gitti. Bu müze de Türkiye’nin ilk ve tek dantel müzesiymiş.

Cumhuriyet Evi Silah Müzesi’nde ise beklenildiği üzere silahlar vardı. Dantellerden sonra sert bir geçiş oldu.   Ayrıca el yapımı bir piyano vardı.

Daha sonra fincanların ve başka pek çok objenin olduğu bir odayı da gezdik.

Daha sonra bebek evini gezdik. Ben bir ara ülke bebeği biriktiriyordum. Her ülkenin nasıl güzel bebekleri vardır. Bizim özellikle Anadolu yöresi bebekleri hem korkunç , hem ürkünçtür. Ben böyle bir şey görmedim. İsmek’in de bebek yapımı kursları var ve çok ilgi görüyor. Her zaman dolu. Bebek yapan arkadaşlarım var , bebeklerine bayılıyorum.Ama iş köylü bebeği yapmaya gelince ülkemizde yapılanlar Chucky’den korkunç, buradakiler de öyleydi. Yalnız bir kabak bebek vardı, tabii kabak boyadığım için ilk onu gördüm. Yabancı bebekler örneğin kazak bebekleri sevimliydi ki evde aynılarından benim de var.

Kültür Merkezinin içini de gezdik, Arif Uğur Tan’ın maket otomobil koleksiyonu vardı. Benim koleksiyonum ( 40’ların sonu 50’lerin başı araba ) onunkinden daha iyiymiş açıkcası. Ayrıca Smurfler, Snoopy karakterleri şu bu bir dolu oyuncak da vardı. Sonra  bahçedeki değirmen ve depoları da fotoğrafladım. Kültür Merkezinde bir de fotoğraf sergisi vardı. Kastamonu Fotoğraf Sanatı Derneği’nin, tabii kaçırmadık, onu da gezdik.

Sergi :

 

Bahçe :

İkinci günü tek yazıda yazabileceğimi sanmıştım ama sanırım üç bölümden az olmayacak. O yüzden bu bölümü kaya mezarlarındaki fotoğraflarımızla bitirmek istiyorum. Saat 12  filan olmuştu anca. Kaya mezarları içindeki kendini bilmez geri zekalıların yaptığı yazı ve grafitiler hariç muhteşem. Antik çağda Paflagonia ( Paphlagonia, Paflagonya)  uygarlığı’na  ait kaya mezarlarına sahip Kastamonu. Bu uygarlık Bartın, Sinop Kastamonu illerini kapsıyor.  2016 yılında da Paflagonya’ya ait bir anıt mezar bulunduğuyla ilgili link de işte şurada. 

Kaya Mezarlarından sonra Yakup Ağa Külliyesine doğru yola koyulduk, ama bu ikinci günün ikinci bölümünün hikayesi olsun.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *