by

Edirne Gezisi / İkinci Gün

Sabah erken sayılabilecek bir saatte kalktık. Kahvaltıya indik. Farklı bir yere gittiğimde daha önce yemediğim yiyecekleri tatmak hoşuma gidiyor. Burada farklı bir şey yoktu ama. Dikkatimi çeken tek şey son zamanlarda benim de fazlaca yaptığım, yapıp yedikten sonra pişman olduğum pişiyi buraya özgü Keçi ayağı, ya da Keçi bacağı adıyla sunmaları oldu. Merak edene yapılışı ile ilgili bir video verelim. Bu biraz küçük ve sert oluyor. Bence  klasik usul pişi daha güzel. Pişiyi  hamur hamur sevdiğim için de olabilir tabii. Hatta beyaz peynirli olanını daha çok seviyorum. Tabii ondan sonra diyetteyim her daim. Mengenli genlerim sağolsun, hamur işine feci düşkünüm, bari yapamıyor olsaydım.

Yemek Mutfak Com’dan aldım fotoğrafı

Kahvaltıdan sonra çıkıp önce 1422 tarihli Gazi Mihal Bey Camii’ne gittik. Eski mezartaşlarını içeren bir haziresi de var. İçerde in cin top oynuyordu. Kuş sesleri ve bahçesinde bulunan üç adet kırmızı gülü dikkatimi çekti. Kuş deyince serçe, kumru ve güvercinlerini bir tarafa koyarsak, Edirne’nin kargaları minik kargalar Çok da sevimliler. Hemen Trakuş’ta bulduğum bir fotoğrafını koyacak olursam işte şöyle bir şey :

Gazi Mihal Cami tamamen kesme taş. Bu hoşuma gitti. Orhan Gazi’nin silah arkadaşlarında  Mihal Beyin torunu Gazi Mihal Bey tarafından yaptırılmış.  yakınında Tunca nehri üzerinde Mihal Bey Köprüsü var. Tunca’nın sık sık taşması her ikisine de zarar vermiş. Soğan boğumlu, taş külahlı minaresini çok sevdim.

Köprüye gelince Gazi Mihal ( Hamidiye Köprüsü ) etrafı pet şişe dolu. ne diye temizlememişler anlamadım. Diğer pek çok yer temiz oysa. Köprüyü ilk kez Bizans döneminde Mikhael Palaiologos yaptırmış. 1402’de Gazi Mihal yeniden yapılmışcasına onartmış. 1900 yılında Abdülhamit İtalyan ustalara tekrar yaptırtmış.

Camiyi gezdikten sonra Trakya Üniversitesi Sultan II. Beyazıt Külliyesi, Sağlık Müzesine gittik. Yani eski Darüşşifaya. Külliyenin temeli 23 Mayıs 1484’de atılmış.  Dört yılda tamamlanmış. Külliye Cami, iki tabhane ( Misafirhane) medrese, darüşşifa, imaret, erzak depoları ile hamamdan ve şehirle bağlantıyı sağlayan köprüden oluşmaktaymış. 30 yatakla hizmete giren bu şifahanede evsiz barksız yoksul hastalarla, akıl hastaları tedavi edilmekteymiş. Evliya Çelebi de hastaların müzikle tedavi edildiğini belirtir. Zamanla Tunca nehrinin taşmaları sonucu sadece akıl hastaları kalmış ve Edirne Bimarhanesi haline gelmiş. Zaman içinde göçmen misafirhanesi ve cezaevi olarak bile kullanılan bu kompleks 1974’te Edirne Üniversitesi tarafından  konukevi ve öğrenci yurdu olarak kullanılmaya başlanmış. Müze olması için ilk taslağı ise Prof. Dr Süheyl Ünver hazırlamış. Süheyl Hoca eşimin de tezhip hocası aynı zamanda. 1984 yılında külliyenin cami dışındaki birimleri üniversiteye tahsis edilmiş. Restorasyon çalışmaları ise 1996 yılında tamamlanmış.Sağlık Müzesi 23 Nisan 1997’de açılmış. Bundan sonra müzenin kaderini değiştirecek yardımlar oluyor.İstanbul Ruh Hastalarını Readaptasyon Derneğinin katkılarıyla Merkez Odaları Psikiyatri tarihi bölümü olarak düzenlenip 200’de açılıyor. Bu müzenin 2004 yılında Avrupa Konseyi Müze ödülü almasına yol açıyor. 2005’de Dubrovnik’te düzenlenen ödüllü müzeler buluşmasında en iyi sunumu yaptığı içinMükemmellik kulübüne kabul ediliyor, 2007 yılında da Avrupa Kültürel Mirası Birliği En İyi Sunum Ödülünü kazanıyor. Medrese isi bir süre Aile Hekimliği Poliklinik hizmetleri veriyor. Rotary Klüp tarafından 2008’de müze olarak düzenlenip açılıyor.

Bundan sonraki en önemli yardım Abdi İbrahim’in müzeyi yeniden düzenleme kararı. Tabii bundan sonra da Müze gerçekten görülmesi gereken bir müze olarak çıkıyor karşımıza. Ben bayıldım resmen. 2 saati aşkın bir süre kaldık müzede. Her bir açıklamayı uzun uzun okudum. Haa bu arada müzenin girişinde paçalı tavuklar ve tavus kuşları vardı. Daha sonra bir tane de siyah tavşan gördüm. İyi bir karşılama töreni 🙂

 

Tabii külliyenin medrese ve cami kısmını da gezdik. O zamanlarda profesörün tatil günleri dahil 60 akçe alması yardımcısının da tatiller hariç 7 akçe alması ilgimizi çekti. ne fark !

Sonraki durağımız Milli Mücadele ve Lozan Müzesi oldu. Trakya Üniversitesi Karaağaç Yerleşkesi, Güzel sanatlar fakültesi bünyesinde olan bu müzeye vardığımızda in ve cin top oynuyordu. Hiç mi bir görevli olmaz ? Düze çok iyi düzenlenmiş, ilgiyle gezdik, ama ortalıkta bir insan evladının olmamasına da şaşırdım doğrusu.

Yerleşkede bulunan bir diğer müze de İlhan Koman Resim ve Heykel Müzesi. Burada da hiç kimse yoktu. ne gezen, ne de görevli, Sanki dünyaya bir meteor düşmüş de insanlığın köküne kıran suyu girmiş gibi. Ama epeyce geniş bir koleksiyonları var. Rahat rahat gezdik.

 

Bahçede öğrencilerin çalışmaları vardı, kendileri de çalışıyorlardı. Burada da anıt ağaç gördük.

Sonra biraz Karaağaç’ta dolaştık. Yolda kediler köpekler gördük. Şehirde yemek yemek istediğimizden buradaki kafelerde takılmadık.

Kazım ve İlhan Usta’yı denedik bu kez. Ama ikimiz de dünkü ciğeri daha çok sevmişiz. Kalkıp Ali Paşa Çarşısının yolunu tuttuk. Ali Paşa Çarşısı ki Edirneliler daha çok Kapalıçarşı diyorlarmış, bizim Kapalıçarşı’nın sadece bir sokağı kadar diyebiliriz. Satın almaya değer hiç bir şey de görmedim. Bu çarşı Kanuni Sultan Süleyman’ın son yıllarında dört yıl kadar Sadrazamlık yapan Hersekli Semiz Ali Paşa tarafından 1569 yılında Mimar Sinan’a yaptırılmış. Her gece yüz adet bekçi çarşıyı beklermiş. Şimdi hırsız gelse Kavala kurabiyesi, Aynalı süpürge filan görüp geri döner sanırım. Oradan çıkınca Hüsam kendine yine Peynir helvası aldı, ben çok tok olduğumdan yemedim. Bir baharatçının vitrininde  gördüğüm su kabağının satılık olup olmadığını sordum , değilmiş. Ama bana yüz metre ilerde Mısır Çarşısı adlı bir dükkanı tarif etti. Oradan kendime cüceler yapmak için su kabakları aldım.

Sonra Pehlivan Güreşlerinin yapıldığı Sarayiçi’ne gittik. Heykelleri gördük, ilerde IV. Mehmet’in av köşkü varmış, Kır kahvesinin içinde kalmış. Orada birer kahve içtik.

Artık akşam olduğu için dönüş zamanı gelmişti. Yine 2.5 saatte eve vasıl olduk. Nehir kenarında kahvaltı ve göremediğimiz bir kaç yeri de bir dahaki sefere bıraktık. Ben Edirne’yi sevdim doğrusu, yine giderim.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *